Güzel insanlar ülkesi

Seri blog yazışımın üçüncü günü: Güzel insanlar listesi! Önceki iki yazının özeti şöyle:

Doğumgünüm (11 Ağustos) için kendimin de içinde bulunduğu 15 oluşum’dan bahsedip hediye olarak bu listeden dilediğiniz bir ya da birçoğuna maddi ya da manevi desteklerinizi istemeye niyet ettim.

Desteklerin (maddi ya da manevi) hepsinin bende toplanıp ay sonunda sahiplerine ulaştırılmalarında karar kıldım. Eh ne de olsa doğumgünü çocuğu elinden geçen herşey bereketlenirmiş :)

Şimdi de sıra listedekileri tanıtmaya geldi. Önceden dediğim gibi liste sırası aklıma geliş sırasıdır, öncelik sırası değil. Destekleriniz ve sorularınız için cittavrittiblog@gmail.com’dan bana ulaşabilirsiniz.

Önemli not: Liste biraz uzun oldu :) Ayırmak istemedim ancak hepsini bir solukta okuyamazsanız sonrakileri pas geçmeyin, bir kenara koyup çay molasından sonra devam edin e mi!

1-) Eşya Kütüphanesi

ekEşya Kütüphanesi‘nin aklıma ilk sırada gelmesi şaşırtıcı değil, çünkü bendeki yeri bir başka, ne de olsa ilk girişimimiz ve bu yolların başlangıcı! 2012’de İstanbul Startup Weekend’i kazanmamız sonrası Aysu ile kurduğumuz EŞK özünde bilinçli tüketim ve paylaşımcı topluluklar algısını oturtmayı hedefliyor. Websitesinde ödünç almak istediğiniz eşyaları arayıp, evde çok sık kullanmadığınız eşyaları listeleyebilir ve beraber seçtiğiniz bir yerde buluşarak ödünç alabilir/verebilirsiniz. Bir yandan da buluşmalar düzenleyerek topluluk oluşturan EŞK şu anda gönüllülerden oluşan bir grup ile açık kaynak kod ile geliştiriliyor.

Sosyal medyadan takip ederek, gönüllü olarak, siteyi kullanarak, çevrenizle paylaşarak ya da maddi anlamda destek olabilirsiniz.

2-) Anadolu Jam

jam

Kendi yolumu keşfetme yolculuğumdaki bir diğer büyük oluşum da Anadolu Jam. 2011’de Türkiye’de başlayan “Jam” aslında dünyanın çeşitli yerlerinde yapılıyor. Doğaçlama müzik ile bağdaşlaşmış olan Jam sözcüğü, hayalini kurduğumuz toplulukları, yaşamları inşa etmek için bir araya gelmek, kalpten paylaşmak, kendimi ve başkalarını maskesiz tanımak anlamına geliyor burada.

2014’te katıldığım Jam benim için çok değerli. Çocukluğumdan sonra ilk kez bir ağacın tepesine kadar tırmanabilecek bir güven sağlayan ve 1 seneyi aşkındır aynı güç ile çevremi saran bir topluluk verdi. Yetmedi kendimi anlayabilecek ve anlatabilecek araçlar ile donattı beni. O da yetmedi topluluklara bu araçları sunabilecek güven verdi. Dünyayı değiştiremesem de kendimi değiştirdim Jam ile.

Jam’e katılarak, katılımcılar için burs fonuna maddi katkıda bulunarak, Jam’i duyurarak destek olabilirsiniz.

3-) Ayşe’nin keşifleri

ayse

Bu benim işte! Doğumgünü çocuğu :) Kendi yolumun mimarıyım, 3 de uğurlu rakamlarımdan birisidir, belki de o yüzden bu sıradayım! Etkileşim tasarımı yüksek lisans tezimi sonunda yazıp mezun oldum, EŞK halindeyim, bir yandan yoga, bir yandan çeşitli topluluk kolaylaştırıcılıklarına, hikaye anlatımına, çizime el atmış durumdayım, evliyim, barkımı arıyorum, doğaya, insana, hayvana, gülümsemeye ve aşka pek düşkünüm. Hep de bu kadar optimist değilim ama çatlaklarımı da kabul ediyor ve sevmeye çalışıyorum.

EŞK ile 2015 Global Laurate Fellow seçildim ve bu destek ile Ekim başında 7 günlük bir atölyeye katılmak için Amerika’ya gidiyorum. Öncesinde teyzeciğimi, sonrasında yeni doğacak yeğenimi ziyaret etmek istiyorum. Ekim sonunda ise Anadolu Jam’in büyük kardeşi MiddleEast Jam‘e katılmak için Ürdün’e gitme niyetindeyim ve bunun için 1600$ civarında bir para bulmam gerekiyor. Beni biraz daha tanımak için bu blogu ve websitemi karıştırabilirsiniz.

Para, uçuş mili katkısı, sohbet ve danışmanlık, San Diego’da sörf öğretecek birisi ile tanıştırmak, bu yazı serisini yaymak yolu ile destek olabilirsiniz bana. Bir de iyi ki doğdun diyebilirsiniz :)

4-) Çandır Candır

candir

Begüm, Emre ve Burcu’nun güzeller güzeli yerleşim yeri Çandır köyü. Begüm ile Zumbara, armağan çemberleri; Emre ile EŞK, alternatif ekonomiler ve deneyler; Burcu ile Jam kesiştirdi yollarımızı. (Ve şu anda Zumbara’yı bu listede nasıl atladığımı soruyor zihnim çığlık çığlığa!) Henüz gidememiş olsam da armağan ekonomisi, kırsala dönüş, el emeği keçeler, yazarlık, sakinlik, domatesler ve sosyolojik deneylerin döndüğü bir yer olan Çandır Candır gitmeye niyet koyduğum bir yer.

Çandır hayatına Emre’nin ve Burcu’nun bloglarını takip edip güzel yorumlarınızı esirgemeyerek, Begüm’ün 8-14 yaş cenneti DalyanKIDS‘e uğrayarak, maddi olarak, keçe işi sipariş ederek, kullanmadığınız ama güzel çalışan bir laptopunuz varsa onu Emre’nin yazarlık kariyeri için bağışlayarak destek olabilirsiniz.

5-) Esra ve Elif’in sanat yolu

esraelif

En sevdiğim sözlerdendir “Dünyayı güzellik kurtaracak!” bu nedenledir ki güzelliğin yaratıcılarına hayranlığım büyük olmuştur hep. Esra ve Elif de hayatımdaki güzellik yaratıcılarından ikisi. Kendimi, vücudumu, dansımı ve hareketimi kabul etmemi sağlayarak beni sokaklarda dans eden bir kadına dönüştüren, içimdeki çocuk sanatçıyla barışmam için ellerimden tutan, masallarıyla hayatımın en güzel anlarını ışıl ışıl kılan, yazan, çizen, anlatan güzel kadınlar!  Geçtiğimiz ay Sosyal Değişim için Sanat Jam’i için San Francisco’ya gidip bohçalarını güzelliklerle doldurup döndüler.

Kredi kartlarında bu yol için biriken borçlara maddi katkı, ürettikleri el emeği defterleri, çantaları satın alıp kullanmak, atölyelerine katılmak, bloglarını okumak yoluyla destek olabilirsiniz.

6-) Karadeniz İsyandadır Platformu

kip

2013 Ağustos’ta düzenledikleri Ekoloji Kampı için annemin dürtmesiyle beraberce Artvin’e gittiğimizde tanıştım KİP ve Karadeniz’in mücadelesi ile. Gezi gözümü açtıysa, bu kamp algılarımı değiştirdi, harekete geçmek için bana güç verdi, inancım, sevgim, bilgim gürül gürül akar oldu. Şu anda 4. Karadeniz Yaşam Yolculuğu için yollara düşmüş, doğanın ranta çevirilmesinin karşısında duran, derelere, ağaçlara, kurda kuşa sahip çıkan, elini taşın altına sokan ve bunu kalbi dola taşa yapan bu güzel insanlar iyi ki varlar!

Doğanın sesinin duyulmasına katkıda bulunmak için eylemlerine giderek, yayarak, ses olarak, yanlarında bulunarak, facebook sayfasını takip ederek, gönül vererek, çay/bira/rakı ısmarlayarak destek olabilirsiniz.

7-) Kuzey Ormanları Savunması

kos

KOS ile tanışmam aslında çok daha geç oldu, şu ana kadar listelediğim oluşumlar kadar içerisinde olduğum bir oluşum da değil, ancak yaptıkları işlere saygım büyük. Ödak noktaları olan İstanbul’un kuzeyindeki orman alanlarında bütüncül bir ekolojik alanın varlığının sürdürülmesini savunmak olsa da her türlü ekolojik mücadelede desteğini esirgemiyor.

KOS’a destek de KİP’e benzer. Facebook sayfasını takip ederek, eylemlere katılarak, seslerini duyurarak destek olabilirsiniz.

8-) Filiz Telek Fotoğraf

filiz

Fotoğraf diye yazmışım ama Filiz’in yeri çok daha büyük aslında. Armağan ile beni ilk tanıştıran, bu yaşam tarzındaki yerimi algılamama destek olan, başım sıkıştığında ulaşınca ille ki bir yolunu bulup bana uzanan bir kadın bu. Fotoğraflarının büyüsü de ayrı bir başlık tabi ki. Bir yandan inzivalar düzenleyen, bir yandan armağanı hayatına katan, başka bir tarafta fotoğraflarıyla insanların ışıklarını açığa çıkaran Filiz’e destek olmak için kendinizi, sevdiklerinizi, özel anlarınızı fotoğraflaması için bir gün ayarlayabilir, özellikle Kuzey Ege – Kazdağı olmak uzere Ege kıyılarında bildiğiniz, duydugunuz kiralık bir yer varsa çıtlatabilir, armağanla yaşamına maddi katkıda bulunabilirsiniz.

9-) Tohumdan Sofraya

tohumdan

Ilgın, Serhat ve dünya şekeri köpecikleri Gustav (Filiz’in fotoğrafları) İstanbul’dan yola düşmüşler rüya bahçelerini aramak için. Şimdi ise köylülerin emek emek hazırladıkları, hasat ettikleri ürünlerini sevgiler ve kucaklamalar da katarak içine şehirdeki doğal severlere taşıyorlar. Heybeleri yağlar, zeytinler, poğaçalar, sebzeler, meyveler, mantarlar, reçeller, ballar ile dolup taşıyor. Serhat ile tanışmadım, Ilgın ile tanışıklığım ise facebook sarılmalarından ibaret, yine de kalpler çoktandır el ele gidiyormuş gibi.

Sayfalarını beğenerek, duyurarak, mis gibi ürünlerden sipariş ederek, tanıdığınız köylülerle buluşturarak destek olabilirsiniz bu güzelliklere.

10-) Nesli Çoğalan Peter Panlar

peter

Minik bir dost isminden “H”yi attığından beri Ale Bayrak olarak bilinen, melek mi, peri mi tam emin olamadığım bir şahane varlığın öncülüğünde başlamış Nesli Çoğalan Peter Pan’lar Cemiyeti. Kemoterapi tedavisi gören çocukların dileklerini yerine getirmek için herkesin seferber olması ile işleyen, ışıl ışıl, güzelliklerle dolu bir oluşum. Tüm listenin yeri ayrı ama bunun yeri bir başka bende.

Öncelikle facebook sayfasını takip edip istekler için neler yapabileceğinize bakarak, duyurarak, maddi katkılar sağlayarak, atlayıp çocukların yanına giderek, güzel mesajlar gönderek nesli çoğalan bir Peter Pan olarak destek olabilirsiniz.

11-) Aysu yazıyor

aysu

Aysu’nun adına listenin başında rastlamıştınız zaten, kendisi 3 seneye yakındır beraber iş yaptığım, dönüşümlerimizin heyecanlarını ve hırpalanmalarını birlikte yaşadığım, yol açıcı, oldurucu, ilham verici, çocuk meraklı, bilge bakışlı bir kadın. Enerjisi öyle coşkulu ki, EŞK’lere sığmıyor taşıyor, yeni projeler yapıyor, daha da yenilerini hayal ediyor, GAIA Dergi‘de yazıyor, bir de blog tutuyor.

Gezip, görüp, çizip, yazması için çeşit çeşit yerde kalacak mekan ve öneri, maddi katkı, yazılarını okumak, paylaşmak ve yorum yapmak, yeni projeler için beyin fırtınalarına katılmak, hiç beklemediği bir anda güzel bir şarkı göndermek gibi yollarla Aysu’ya destek olabilirsiniz.

12-) Dünyayı Kurtaran Kadınlar

dkk

İlknur ile bir kompost atölyesi sırasında karşılaşmıştım ilk kez, henüz permakültürü yeni duymuş, kompost ile komposto arasındaki farkı yeni keşfediyordum. Sonrasında çeşit çeşit yerde kesişti yollarımız, blogu rehberlik etti bana, çevirisini yaptığı şahane kitaplar kütüphanemde yerlerini aldılar, adet kaplarını nereden alabileceklerini soran dostları yönlendirdiğim bir kapı oldu ve Sarıbolan’daki evleri hayallerimi süsledi.

Şu anda evinin de bulunduğu Kazdağları’nı tehdit eden baraj ve termik santral ile mücadele eden İlknur’a yasal konular ile ilgili, maddi, manevi katkıda bulunarak, sayfasından sipariş vererek destek olabilirsiniz.

13-) 1 Kupa 1 Umut

1kupa1umut

Sokak hayvanlarının beslenme ve tedavi ihtiyaçlarını karşılamak için başlatmış Cansu 1Kupa1Umut projesini. Kendisinin şekerliği çizimlerine de yansımış olduğu için bu kupalara bayılıyorum! Ancak sanıyorum ki artık pek sesi çıkmıyor. Yine de yazmışken bahsetmek istedim.

14-) SineMASAL

sinemasal

Enes hayalleri kocaman bir insan. Daha da güzeli bu hayalleri göklerden yerlere indirip gerçeklere dönüştürme azmi kocaman olan bir insan olması! SineMASAL, her sene bir bölgede düzenlediği festivaller ile kırsaldaki çocuklara sinema başta olmak üzere sanatın bir çok dalını taşıyor. 2013 Güneydoğu Anadolu ve 2014 Karadeniz etapları ile 17 bin çocuğa ulaştıktan sonra bu seneki hedefleri Doğu Anadolu. Bugün İstanbul’dan yola çıkacak olan festival 5 Ağustos’ta açılışını Şavşat’ta yaptıktan sonra 23 Ağustos Hakkari durağı ile son bulacak.

Sosyal medyadan takip edip paylaşarak, gönüllü olarak, ihtiyaç listesine göz atarak, maddi katkı sağlayarak ya da sponsor olarak SineMASAL’a destek olabilirsiniz.

15-) İstanbul Permakültür Kolektifi

ipk

2013 yılında Seda ve Dilek‘in hayata geçirdiği İstanbul Permakültür Kolektifi, İstanbul’da permakültür ile ilgili eğitimler, etkinlikler, buluşmalar düzenliyor. Yukarıda bahsettiğim Kompost Atölyesi’ni örneğin İPK düzenlemişti. Şehir bahçeleri, çocuklar için bahçecilik, permakültür tasarımı eğitimi ve daha bir çoğu ile ilgili bilgi için facebook sayfalarını takip edebilirsiniz.

İstanbul Permakültür Kolektifi’ne etkinliklerine katılarak, duyurarak, fikirlerinizi paylaşarak, çalıştığınız yerde, çocuğunuzun okulunda ayarlamalar yapıp etkinlik yaratmaları için alan açarak destek olabilirsiniz.


Ta-da! Bu kadar uzun bir yazının sonuna kadar geldiğiniz için tebrikler, teşekkürler!! :)

Beğendiklerinizi seçip nasıl destek olmak istediğinizi (maddiyse miktar, manevi ise yol yordam) belirterek cittavrittiblog@gmail.com’a gönderebilirsiniz. 

Durup durup aklıma “Bunu da ekleseydim, bir de şu da vardı” diye güzel insanlar uçuştukça bu tanıtım halleri kutlu doğum ayım ile sınırlı kalmasın dedim, önümüzdeki zamanlarda sizinle bol bol paylaşmayı umuyorum bana ilham veren onlarcasını! Zumbara, Alakır Nehri Kardeşliği, Ruhu Bohçada Gezen, Ummart, Buğday, Flora Akdeniz Bahçesi ve daha nicesi yakında sizlerle!

Bu listedeki bilgiler kendi derlemem ve yorumlarıma dayalıdır. Sürç-i lisan ettiysem affola. Bana ulaşırsanız (cittavrittiblog@gmail.com) düzeltme, ekleme, çıkarma yapabilirim.

Advertisements

Bir adım daha

Dün sabah yazıyı yayınladıktan sonra uzun süre kalbim çırpındı, ellerim terledi. Gerek sosyal gerek anaakım medyadan haberleri dinledikçe o kalp düşmesini yaşadım “Ben ne yapıyorum?!” diyen ses eşlik eden. Diğer taraftaysa elini uzatan, hissini paylaşan, dünya güzeli mesajlar atan dostlar vardı neyse ki, varlığınıza şükran!

Peki neyin paniği bu? Bilmeyenler için konu bu. Kısaca şimdiki adımı hatırlatmak gerekirse, aşağıdaki listeden dilediğiniz kadar kişi/oluşum seçip bana maddi ya da manevi destek ulaştırma isteğinizi iletebilirsiniz. Ben de isteğinizin içeriğine göre sizi ilgili kişilere ulaştırmaya çalışacak, maddi desteğinizi o kişi/oluşumun kumbarasına atacak ve dilerseniz adınızı destek listesinde yayınlayacağım :) Gelelim listeye:
(Listedeki sıralama sadece aklıma geldiği şekildedir, bir öncelik sırası değildir)

1-) Eşya Kütüphanesi
2-) Anadolu Jam
3-) Ayşe’nin keşifleri
4-) Çandır Candır (Emre,Burcu,Begüm)
5-) Esra ve Elif’in sanat yolu
6-) Karadeniz İsyandadır
7-) Kuzey Ormanları Savunması
8-) Filiz Telek Fotoğrafçılık
9-) Tohumdan Sofraya
10-) Nesli Çoğalan Peter Panlar
11-) Aysu yazıyor
12-) Dünyayı Kurtaran Kadınlar
13-) 1 Kupa 1 Umut
14-) Sinemasal
15-) İstanbul Permakültür Kolektifi

30’un yarısıdır diyerek aklıma gelen ilk 15’i yazdım, bunların haricinde de birçok sevdiğim kişi ve oluşum mevcut. Özellikle çok büyük olmayan ve arkasında özveriyle çalışan kişiler olduğunu bildiğim işleri ve bana bu tür çağrılar yapma yolunu açan kişileri paylaşmak istedim.

Yarın da bu listedekileri kısaca tanıtacağım. Bu ay her gün kısa da olsa bir yazı yazmaya da niyet ettim, hiçbirşey olmadı elim klavye tutmuş olur, oh!

Bana ulaşmak için cittavrittiblog@gmail.com‘a mail atabilirsiniz!

Bugünün şarkısı da bu olsun, bir adım daha yaklaştık!

Bir doğumgünü yazısı

Birkaç ay önce İsveç’te tuvalette geldi aklıma bu fikir, tuvaletleri pek severim zaten, fikirleri de en az o kadar! Aklıma düşen her fikir gibi tam da nereden estiğini bilemedim, bir yaprağın ucunda uzunca takılı kalmış bir damla gibi bir anda düşüverdi zihnimin toprağına ve yeşertti gizli tohumları.

Doğumgünümde ne istediğimi sormuştu birisi. Uzun zaman olduydu doğumgünümde ne istediğim sorulmayalı. Seneler geçtikçe doğumgünleri eskisi kadar heyecanlı geçmez olmuş, hele de içimdeki hırçın yan bu sorulara, hediyelere ve çabalara karşı o kadar tıslamıştı ki zamanında, kimse yanaşmaz olmuştu. Gizlilik içerisinde kırık bir umudun sarmaladığı mağrurlukla, klasikleşmiş akşam yemeği kutlamaları kalmıştı kala kala. Doğumgünümde ne isterdim? İşte tuvalette cevabı gelen soru buydu; doğumgünümde birşeyleri değiştirebilmek istedim.

CHNt_HWUUAAiVKj

Bir kitle fonlaması hayal etmiştim, şu anda çevremde hoşuma giden işler yapanları tanıttığım yazılar ile çevremdekilerden kendi hoşlarına giden işlere kendi gönüllerinden geçeni vermeleri ile oluşsun istedim doğumgünü hediyem.

Sonra kendimi de kattım, Middle East Jam‘e gidiş niyetimi yazarım kabul alırsam diye düşündüm. Hatta madem 30 oluyorum bir de parti yapıp minik bir kumbara koyarım diye bile hayallendim. Çok heyecanlandım, çok heyecanlandığım birçok şey gibi üzerinde çok düşündüm, çok düşündükçe heyecanımın yanı sıra korkularım da davetsiz misafirler gibi bir bir gelmeye başladılar henüz sadece zihnimde varolan bu partiye.

Middle East Jam’i koymayı düşünene kadar herşey kolaydı, çünkü vermek halen daha kolaydı almaktan benim için ve oysaki almadıkça vermek de bir o kadar ağırlaşmaya başlamıştı bana. Yine de vermeyi seçecek olan ben değildim zaten, sadece yolu açan ben olacaktım. Ama MEJAM girince işin içine isteyenlerden biri de ben olunca zihnimin tüyleri dikiliverdi. “Dur bakalım” dedi tok sesiyle, “Doğumgününde insanlardan para isteyeceksin demek.. Duygu sömürüsünü katmanın en güzel yolu! İnsanları kendileriyle çelişkiye düşüreceksin ‘az mı verdim, çok mu?’ diyecekler. Sonra içten içe ‘Ben o kadar çalışıyorum, bu kız oraya buraya gitmek için modern dilencilik* yapıyor’ diye diş bileyecekler sana. Hesabına baktığında insanları verdikleri miktarla yargılamamayı başarabilecek misin? Peki vermeyenlere içlenmeyeceğinin garantisi var mı? Ne gerek var dostlukların arasına para sıkıştırmaya?! Hem de kutsal bir iş için bile değil.. Onca arkadaşın varken, onca güzel iş yaparken kuruş hesaplayan insan varken sen neden alasın o parayı?! Hadi ordan!! Git bir işe gir, kazandığının hakkını ver hele!”

Gittim geldim. Pazarlıklar yaptım zihnimle. MEJAM’a gitmekten vaz geçtim. Yeni doğacak yeğenimi ziyaretimden şüpheye düştüm. Gelecek korkuları, kişilik bunalımları, dünyayı dönüştürmek ve kendimi geliştirmek arasındaki savruluşlarım arasında kafası kesik tavuk gibi koşturup durdum.

Sonra durdum. İki gün önce durdum. Adet oldum. Kıvrıldım kaldım. Ağrılarıma kulak vereyim vücudum birşey söylemeye çalışıyordur dedim, ilaç almadım. Yattım, kalktım, kitaplarımı ayıkladım, meditasyon videoları açıp uyumaya çalıştım, uyudum, kabuslarla uyandım, okudum, okudum, okudum. Onca işin arasında bir zaman çaldım kendime. Durdum. İyi geldi durmak.

Ve gecenin bir vakti bir not olarak yazdım bu yazıyı. Çatışmalardan, yargılardan, sevilmemekten korka korka yapmaya niyet ettim bu işi az önce (yine tuvalette :)) ve bunu unutmamak için yazdım. Niyetim odur ki doğumgünümde sevdiğim işlerin, kişilerin, oluşumların bir kısmına kanal olayım. Kendimi de sevdiğim bir kişi, yaptığım işi sevdiğim bir iş olarak görerek katabileyim bu listeye. Sonra da gözlerimi kapatıp kollarımı açıp ne geliyorsa kabul edeyim. İyisiyle kötüsüyle bu deneyimi yaşayıp sahipleneyim. (Oysa şu anda bile “ülke savaşta, sen teeeeey tey!” naraları atmakta zihnim).

Dileğim akşam üzeri listeyi yazmak, sonrasında maddi ya da manevi bu işlerden herhangi birine yardımcı olmak isteyenler için iletişim bilgilerimi bırakmak. Maddi hediyeler için kendi hesabımı kullanıp kime uçmasını dilediyse hediyenin sahibi, onun notu ile birlikte topluca uçurmak ay sonunda ve yine ay sonunda yayınlamak nereye ne gitti toplamda diye. Armağan uçuşturanlar eğer isterlerse isimlerini paylaşmak ki uçuşsun o güzel niyetleri de. Yargı uçuşturanları da dinginlikle dinlemek, kendimi savunmaya geçmeden, armağan uçuşturanlara olduğu gibi teşekkür etmek gölgelerimle yüzleşmemdeki desteklerinden dolayı.

Bugün İlk Hasat Günü – Lammas – Ağustos festivali aynı zamanda. Dün mavi ay sırasında çatıya çıkıp tuğlaların üzerine yatarak izlediğim, yükseklik korkum başta olmak üzere korkularımı kurban ettiğim, Temmuz ayının ikinci dolunayı sonrasında çok güzel bir altın gün :) Kutlu mutlu olsun hepimize!

Hands hands hands – Looking for a good time!

While searching for something entirely different, I came across an article about the future of interaction design. It was written on November 2011 and it still is fairly valid. In fact, I am starting to become a “finger sliding” person as well. Even while typing this, I am using the capacity of my hands way less than when I write with the good old pen. And yes, this is a faster way to type, typewriters have been around for years (hence the qwerty keyboard structure) but oops I am losing the grip here!

There is much to talk about this, yet this post was more of a reminder to myself about this article and as inspiration for my future work in the field of interaction design. Click on the link and enjoy.

A Brief Rant On The Future Of Interaction Design

The next time you make breakfast, pay attention to the exquisitely intricate choreography of opening cupboards and pouring the milk — notice how your limbs move in space, how effortlessly you use your weight and balance. The only reason your mind doesn’t explode every morning from the sheer awesomeness of your balletic achievement is that everyone else in the world can do this as well.
With an entire body at your command, do you seriously think the Future Of Interaction should be a single finger?

Project Soli

Right after I posted this,  my facebook wall was invaded with the news of Google’s radar based wearable, Project Soli. As TNW news put it “Project Soli wants to make your hands and fingers the only user interface you’ll ever need.” or in TechCrunch “What it does is let you control devices using natural hand motions, detecting incredibly fine motions accurately and precisely, even through materials (you could install the sensor beneath a table, for instance). It does this using radar (I’ll get to that later) and allows you to manipulate tiny or huge displays with equal accuracy, thanks to the lack of a need for touch point sizing constraints. Haptic feedback is included, since your hand naturally provides it itself – your own skin offers friction when you touch fingertip to fingertip. Soli then is designed to reimagine your hand as its own user interface.”

Yet again I am very not impressed. I do not want my hands and fingers to be the only user interface and rubbing my thumb against my index finger the only interaction I have. In fact an interface is defined as “A boundary across which two systems communicate”, so reimagining my hand as its own user interface just does not click for me.

My desire still lays on the tangible, physical interactions, so even though Soli may open up new areas and offer a better approach to the “finger on screen” interaction, I can not help feeling it is just replacing “screen” with “air” or “other fingers”. That being said, with further explorations, it can turn into something interesting, but it just is not there yet for me right now.

Let’s see what the future has in store for us ;)

Unutursam hatırlat

gokkusagı tavanUzakmış, yakınmış, mesafeymiş, paraymış, yolmuş.. Geçtiğimiz 4 senedir bir uzak bir yakın oldum.. 25 kuruş hesabı yaptığım da oldu, 2 günlük etkinliğe kazancımın yarısını verdiğim de.. Yollarda oldum, benim olmayan evlerde kaldım, hem de aslında ne yolcuydum ne göçebe.. Arayıp sormadığım, aranıp sorulmadığım zamanlar oldu, çokluktan da teklikten de bunaldım ara ara..

Bunca zaman içinde artık anladım ki dostluklar, topluluklar, çemberler için bu kavramlar önemsiz! Bana gelen “nasıl yaşarsın, hasta olursan ne yaparsın, şimdi iyi de 60ına gelince ne olacak, çocuğun olunca güvence istersin” yorumlarını izninizle rafa kaldırıyorum. Bugün bugünü kurtarsın, yarını yarın düşünürüm. Nasıl ki bugün hissettiğim güveni 5 sene önce hayal dahi edemezdim, 5 sene sonre ne olacağını öngörmemi beklemeyin benden :)

Unutursam hatırlatın bana e mi dostlar, güveni, sevgiyi, birlikteliği.. Varlığınıza, yokluğunuza, ilhamlarınıza, cesaretlendirmelerinize, yüreklendirmelerinize, şüphelerinize.. AŞK OLSUN <3

Takıldım peşine hayallerimin…

Bir yazı yazmış Müge, daha yeni okudumHayallerini pişirdiği ocakları anlatmış, pişen hayalleri, bekletilenleri, yananları. Ne de güzel de yapmış, uzak diyarlardan yine gelmiş ruhuma dokunmuş! Hele bir sözü var ki “Önceleri hayal kuramadığımı düşünürdüm”, işte bu cümlesi gecenin bir vakti elime kalemi alıp çizmeye ve klavye başında yazmaya itti beni, ne de olsa kendime yazıyorum diyerekten çekincesiz daldım serin derin sulara..

hayal
Birkaç zamandır hayal kuramadığımı düşünüyordum. Oysa ki “yatağa yattım hayal kurdum sabah” diyen bir ortağım var mesela, çevrem hayalcilerle dolu! Hayal hayalden beslenir oysa ki. Peki nerede benim hayallerim?? Gece yattığımda yok, sabah uyandığımda yok, yastığın altında da değiller, e neredeler?

Müge’nin yazısı okuduğum kitapla birleşti, hayallerimi nerelerde bulduğumu hatırladım bir anda! Benim hayallerim tekerlerin altında, yol kenarındaki taşlarda, bulutların kayıp gidişinde ve sevdiklerle sohbetlerimdeydi. Yatağa uğramadıkları için hayal kuramaz sanmıştım ben de kendimi kaç zamandır. Meğer ki rüyalarla anlaşmaları varmış, nöbetleşe renklendiriyorlarmış hayatımı.

Yatıp da rüyalara bırakmadan sahneyi, ilk aklıma gelen 10 hayale veriyorum sözü, biri diğerinden büyük değil ve 10 taneyle sınırlı aslında hiç değil :)

1.Tek başıma yollara düşmek, kervanı yolda düzmek
2.Annem ve teyzemle transsibirya treninde yolculuk etmek
3.Çevresel ve toplumsal çözümleri görünür kılmak
4.Yazımla, çizgimle ilham olabilmek
5.Oyunculuk, modellik, dans gibi bir performans dalını denemek (hatta bundan para kazanmayı deneyimlemek)
6.Bir yemek tarifini çok güzel öğrenip uyarlamak, oynamak
7.Sevdicekle ev kurma işlerine girişmek, homesteading öğrenmek
8.Ses ve dans! Şarkı, türkü, saz, bendir, tango, zıphop…
9.Baktığımda daha da bakasımı getiren fotoğraflar çekmek, fotoğraf çekmeye cesaret etmek!
10.Yavaşlama ve sürdürülebilirlik ile ilgili tezimi bitirip teslim etmek, mezun olmak ^^

Sevgili Müge ve Aysu’ya bu yazıya ilham olmalarından, Elif, Esra ve Sinem’e büyülü günümü paylaşmalarından, Gülce’ye bugün fark etmeden her yanımda var oluşundan ve aileme, sevdiceğime, kedilerime, köpeğime beni ben yapmalarından ötürü teşekkürlerimle <3

Gel git cümleler

Eskiden kendim için yazardım, kendim için yazarken de kafama ne gelirse elimden o dökülürdü. Sonra zaman geldi kendimi bildirmek, sesimi duyurmak, belki onaylanmak ya da “vay be ne güzel yazmış” denildiğinde üzerime alınmak istedim, egomla sarmaş dolaş olduk, halka açıldı bloğum. Sonra ne oldu? Sonra ben “bunu nasıl anlatırım?” diye düşünmeye başladım yazmadan önce, hatta yaşamadan önce.

filli tablo

Anlaşılır yazmalıydı küçük kız, çünkü sadece anlaşılan kelimelerde yaşardı iyi yazarlar. Hislerini öyle bir dökebilmeliydi ki kağıda, okuyan da hissedebilmeliydi aynılarını. Oysa o ve okuyan bir miydi, aynı hisler hissedilir miydi, yaşarken ve yazarken hissettikleri bile çok farklı değil miydi? Umursamadı küçük kız, imlaları düzeltti cümleleri kısalttı – duymuştu çünkü daha önce, kısa yazmalısın, öz olmalısın, uzun cümleler okunmaz! – iç sesine kapıldı gitti.

Zamanla daha az yazdı, daha çok üzerini çizdi yazdıklarının. Bir süre sonra o bile olmadı, sadece başkalarının yazdıklarını okurken kalbi alev aldı, sonra siyah küller uçuşturarak yerini duman yutmuş gibi yanan bir boğaza bıraktı. İfadesizliğin ifadesini nasıl yapabilirdi bilemedi.

Bilmem ne değişti? Belki birkaç duble rakıdandır kalbimin hızlı hızlı çarpışı ya da  belki bir duvar üzerine söylenilen onca söz yüzünden içimdekilerin ellerimden hızlı hızlı dökülüşü.

Kendime yazar gibi yazmayı, yazmak için yazmayı özlediğim için geri dönüyorum. Kimse okumasa da herkes bilse. Ben duyurmasam da birileri duysa. Takdiri kendime versem, başkasından beklemeden. Uzun cümlelerimi kabul etsem, anlaşılmazlığa doğru gittiğimde bile benim kendimi anlamama vesile olsa harfler, tümceler, cümleler.
Olur ve oldu da..