Bir yolu olmalı ama ne?

Bir yolu olmalı ama ne? Yangından beri yeniden zihnimde dönüp duran bu soru dünkü patlamadan beri arka plan sesim oldu. “Bir yolu olmalı ama ne?”

Ben organize etmeyi beceremem ki. Dese ki birisi haydi sokaklara, hemen çıkarım, gider çay dağıtırım, rennie solüsyonu hazırlarım (böyle bir yeti gerekliliği ne tuhaf) koşarım, otobüs durağını rengarenk boyarım. Yaptığımdan biliyorum. Ama “yaptım da ne oldu” hissini nasıl geçiririm bilemem ki.

Politikadan anlamam ki ben. En fazla camıma yazı yapıştırır, insanlara bildiri dağıtırım. Bir iki forumda fikir belirtir, üç beş satır yazarım. Parti kurup düzeni değiştirmekten anlamam ki.

Ama canlar kavruluyor, dört bir yanda!! Benim de içim kavruluyor. Kavrulmasın diye öyle çok önlem almışım ki, neredeyse haberler sıyırıp geçiyor. Delirmemek için zihnimin önlemleri. Hem bilmek, hem nefret etmemek, bir şey yapmadan durmak, yakınım yokmuş diye sevinmek, sevindiğim için vicdan azabı duymak, gidenlere ağlamak, kalanları düşünüp parçalanmak, bunları yapanları da olmasına izin verenleri de hiç anlamamak, anlamaya çalışırken kendimden soğumak, nefret etmemeye çalışmak, öfkeyle eyleme geçmemeye çalışmak, içerideki sevgiyi bulmaya çalışmak. Hem gözlerimi kapatmamak, hem öfkeme yenilmemek. Mümkün mü? Sevgiden eyleme geçmek..

Bir yolu olmalı ama ne? Yangından sonra yaraları sarmak mı, geride kalanlara sarılmak mı? Elimde bol bol şefkat var, bunu yapabilirim. Ama neden susmuyor içimdeki sesler bunu düşününce? Akan çatının altına kova koymak değil, çatıyı onarmak benim istediğim. Yine de, o kovayı da koymak gerek belki. Çünkü çatı akıyor. Çatıdan pislik akıyor oluk oluk. Temizleyebildiğim yerleri temizleyeyim ben, belki bir çatı ustası da ufuktadır.

Sakince gözlemlemeyi önerir zen metinleri. Şiddetten değil, şefkatten yola çıkmayı. Görünmeyen düzlemlerden mi ilerlesem, meditasyona mı versem kendimi, anlayamadıklarımı sevmeye mi çalışsam? Evet bu da var. Bunu da yapabilirim ve yapmaya devam edeceğim ama delirmemem için şu an yeterli değil sanki.

Bir yolu olmalı ama ne? Kafa kafaya versek bulamaz mıyız? Kötüymüş gibi gözüken dünyanın kirli örtüsünü sıyırıp güzelliğine ulaşamaz mıyız? Hani betonu çatlatıp açar ya o papatya, hiç yokmuş gibi gözüken yerde güzelliği bulamaz mıyız? Yoksa biz miyiz o çatı ustaları. Bir çıksak o çatıya, onaramaz mıyız? Birlik olsak yaparız biliyorum da, nasıl birlik oluruz onu bilmiyorum. Bir yolu olmalı ama ne? ?

even-a-tiny-flower-is-able-to-crack-concrete-2-500x442

Yaşa – Öğren – Paylaş

Kışın karanlığında kabuğuma çekilmiştim bir süredir. Kendi karanlığıma bakmanın yanı sıra belki de biraz güç toplamak gibiydi. Facebook’u kapattım, yazılarımı kendime yazdım, paylaşılanları okumadım, ufak bir pencereden duyduklarımla bağlı kaldım “hayat”a. Şimdi yine hissediyorum, baharın sıcağıyla kabuk çatırdamaya başladı. Belki bir filiz bile yoldadır. Minik avokado tohumum gibi belki de haftalarca sadece çatlak bir kabuk olarak kalıp ser verip sır vermeyecektir içeride olanlara dair. Zaman gösterir.

Ellerim paslı, düşüncelerim uzundur girilmemiş bir kütüphane gibi ama yazdıklarımın beğenilmesini isteyen egom halen tüm haşmetiyle duruyor orada. Bunu yazarak onu karanlıktan aydınlığa çıkardığımda ise o haşmetini kaybediyor ve ben mükemmelliği bırakıp gerçek olma özgürlüğümü kazanıyorum işte. OH!

20160525_204218 (1).jpgEn uzun yolculuklar bir minik adımla başlarmış. Bu da benim minik adımım yine yeniden. Tohumun çatlağından çıkanlar. Öyle çok kişi suladı ki o tohumu bu günlerde. Suyun hatrına döküldü belki de bu kelimeler. Sırt çantamı taktım mı dünyayı fethedebileceğimi hatırlattı biri, bir diğeri değerliliğimi, bir diğeri en ufak hikayenin bile neşeyle anlatıldığında büyüye dönüştüğünü, başkası ise paylaşımların nasıl da fark etmeden hayatlara dokunduğunu. Biri elimden tuttu sevdi, biri saçımı okşadı, biri öpüverdi burnumun ucundan, biri telefonda yüreğime şarkı söyledi. Bunlar olurken bir de yolda yürürken”yaşa, öğren, paylaş” yazılı bir tişörtle burun buruna gelince duramadım, dayanamadım, yazdım.

Buradayım. Olduğum kadar. Olduğum gibi. Kendi sesimle. Öğrenebildiklerimi paylaşabilmek umuduyla.

Merhaba ben Ayşe :)

Aaauuuuuuuuu!!!

wolf
Chiara Bautista

Bugün dolunay! Perdeler arasından süzülüp gelip beni bulan ay ışığı, çevremdeki kadınlarla yaptığımız çember, evi toplamak, elmayı ısırarak yiyebilmek, nefes almak, ağlayabilmek, kızabilmek, özleyebilmek aslında hepsi birer armağan benim için. Bir kısmı beklenmedik, hatta ilk anda baktığımda “bu ne ya!” dediğim, bir kısmı değerini hep hissettiğim, bir kısmı kahkahalar attıran, bir kısmı gözümden yaşlar süzülten.

Ay gibi. Bir yanı karanlık, bir yanı aydınlık hayatımın. Bir yanım karanlık, bir yanım aydınlık benim. Doğayı hiçe sayanlar var bir yanda, bir yanda doğa için kendini hiçe sayanlar. Karanlığa ışık vuruyor, ay perdeden süzülüyor, bir yolunu buluyor, hüzmesi burnumun ucunu öpüveriyor.

Karanlıkları ışıklarla bastırmaya ne kadar istekli bu şehirler. Karanlığa hasret kalıyorum sokak lambalarının, farların, alacakaranlıkta yakılan ışıkların arasında. Karanlığın korkunçluğu kendi içimde gizli gibi geliyor. Ben karanlıkta karanlığımı dinlemeyi seviyorum, özlüyorum. Her zaman değil! Ama vahşi yanım bazen ormanın kenarına gidip tellerin arasından uluyor, kapana kısılmış gibi hissediyorum. Avaz avaz bağıramadığım için, hönküre hönküre ağlayamadığım, ağız dolusu küfür edemediğim için. Bunları karşımdaki için değil, kendimde yansıyan duyguları dışarı çıkarmak için yaptığımı açıklayamadığım için. Tellerin arasından bakıp içimden uluyorum. Bana bakan dudaklarımın büzülüp gözlerimin hafifçe kapandığını görebilir, ama ses yok…

Ne yazdığımdan tam da emin değilim aslında, elime geldiği gibi yazıyorum. Burada da henüz uluyamıyorum, ses çıkmıyor, henüz vahşi yanıma vurduğum ket düşmedi ayaklarımın dibine. Ama hissediyorum, ufak ufak parçalara ayrılıyor. Uzak olmasın istiyorum ormanda ayağımda toprağı hissederek koşuşum, şelalenin altında tüylerimin ürperişi, ciğerimin yettiği kadar bağırışım, şefkatle bağırıma basışım çevremi, ve şehvetle baştan çıkarışım. Hepsiyle ben. Karanlığımla, aydınlığımla, uysallığımla, vahşiliğimle ben.

Dolunay’da bırakmak istediklerimizi döktük çembere bir bir dün gece. Adaçayı kokuları içinde. Bir avuç kadın, biz. Korkularımızı koyduk önce. Varsayımlarımızı sonra. Tepkiselliğimizi. Özlemlerimizi. Sabırsızlığımızı. Yalnızlığımızı. Sokak lambasını. Söyleyemediğimiz sözleri. Çemberi kapattık, sümkürdük, mumları üfledik, çay içtik. Kapanmış gibi gözükse de çember, benimle, ve ben çembere tam şu anda ketlerimi koydum.
Çember de çembermiş ha, bana mısın demedi*

Özlediklerime.. Özlediklerimle.. Ne dileğiniz varsa görmeniz dileğiyle..

* Masa da masaymış ha – Edip Cansever

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

Dum dum dum

Heyecanlıyım! Yatağımda yüzüstü uzanmış deli gibi yağan yağmurun ağaçlar arasındaki hışırtısını, çatıdaki tıpırtısını dinliyorum, kalbim de eşlik ediyor. Dum..Dum..Dum..

20150811_090440
Hindiba pansiyonun bungalovlarının huzuru!

Elifin anlattığı bir hikayeyi anımsıyorum, kalp her atışında temizledipi kanın yüzde yirmibeşini kendisine alırmış, her hareketimizde kendimizi beslemek kalbimizi onurlandırırmış. Dum..Dum..Dum.. Kendini beslemeyen kalp organları besleyemezmiş ki.. Dum..Dum..Dum..

Nereden çıkıp geldin sen hikaye? Ne güzel ettin, hiç yoktun aklımda! Aklımda bu seneme tam da hayallerimdeki gibi girmiş olmamdan bahsetmem vardı. Önce ilk kez toplu bir destek çağrısına çıkmam, ellerim terleyip yüzüm kızarsa da iki ayağım üzerinde durup doğumgünümde kendime destek istemem ile sınırlarımın esnediğini söyleyektim. Dum..Dum..Dum.. Kalbim bilirmiş meğer.

20150809_161233

Sonra çocukluğumdan beri olan en heyecanlı çünkü en süpriz partiyi bana çaktırmadan organize eden (biraz çakmaya başlamış olsam da) hayatımın iki güzel başağı, uzaklardan dahi bana gökkuşaklı pastalar yollayan kır çiçeğim ve partimin iki (yaz çocuğu olarak doğumgünüm hep başkalarının tatillerime denk geldiğinden :)) konuğu ile ne kadar havalara uçtuğumu anlatacaktım. Anlatmış kadar oldum diyeyim. DUM..DUM..DUM..

20150809_181059
Evet! Bir pusulam oldu hep yolumu bulabileyim diye! Rengarenk kalemlerim, kitap ayracım ve süpriz yumurtalarım oldu! Aşk dolu böreklerim, gökkuşaklı pastam!

Bugün ise doğanın ortasındayım,penceremden yağmur akıyor, çarşaflar beyaz, gök gri, ağaçlar nemli, ben heyecanlı.. Öyle güzel sözler ve dileklerle uyudum, uyandım ki! Varlığınoza şükürler olsun canım ailem, dostlarım, kardeşlerim! Sizi çoook seviyorum. Ve kendimi dee! İyi ki doğdum..dum..dum..dum.. Kendi şarkılarımızı söylemeye cesaret ettiğimiz bir yıl olsun!

Güzel insanlar ülkesi

Seri blog yazışımın üçüncü günü: Güzel insanlar listesi! Önceki iki yazının özeti şöyle:

Doğumgünüm (11 Ağustos) için kendimin de içinde bulunduğu 15 oluşum’dan bahsedip hediye olarak bu listeden dilediğiniz bir ya da birçoğuna maddi ya da manevi desteklerinizi istemeye niyet ettim.

Desteklerin (maddi ya da manevi) hepsinin bende toplanıp ay sonunda sahiplerine ulaştırılmalarında karar kıldım. Eh ne de olsa doğumgünü çocuğu elinden geçen herşey bereketlenirmiş :)

Şimdi de sıra listedekileri tanıtmaya geldi. Önceden dediğim gibi liste sırası aklıma geliş sırasıdır, öncelik sırası değil. Destekleriniz ve sorularınız için cittavrittiblog@gmail.com’dan bana ulaşabilirsiniz.

Önemli not: Liste biraz uzun oldu :) Ayırmak istemedim ancak hepsini bir solukta okuyamazsanız sonrakileri pas geçmeyin, bir kenara koyup çay molasından sonra devam edin e mi!

1-) Eşya Kütüphanesi

ekEşya Kütüphanesi‘nin aklıma ilk sırada gelmesi şaşırtıcı değil, çünkü bendeki yeri bir başka, ne de olsa ilk girişimimiz ve bu yolların başlangıcı! 2012’de İstanbul Startup Weekend’i kazanmamız sonrası Aysu ile kurduğumuz EŞK özünde bilinçli tüketim ve paylaşımcı topluluklar algısını oturtmayı hedefliyor. Websitesinde ödünç almak istediğiniz eşyaları arayıp, evde çok sık kullanmadığınız eşyaları listeleyebilir ve beraber seçtiğiniz bir yerde buluşarak ödünç alabilir/verebilirsiniz. Bir yandan da buluşmalar düzenleyerek topluluk oluşturan EŞK şu anda gönüllülerden oluşan bir grup ile açık kaynak kod ile geliştiriliyor.

Sosyal medyadan takip ederek, gönüllü olarak, siteyi kullanarak, çevrenizle paylaşarak ya da maddi anlamda destek olabilirsiniz.

2-) Anadolu Jam

jam

Kendi yolumu keşfetme yolculuğumdaki bir diğer büyük oluşum da Anadolu Jam. 2011’de Türkiye’de başlayan “Jam” aslında dünyanın çeşitli yerlerinde yapılıyor. Doğaçlama müzik ile bağdaşlaşmış olan Jam sözcüğü, hayalini kurduğumuz toplulukları, yaşamları inşa etmek için bir araya gelmek, kalpten paylaşmak, kendimi ve başkalarını maskesiz tanımak anlamına geliyor burada.

2014’te katıldığım Jam benim için çok değerli. Çocukluğumdan sonra ilk kez bir ağacın tepesine kadar tırmanabilecek bir güven sağlayan ve 1 seneyi aşkındır aynı güç ile çevremi saran bir topluluk verdi. Yetmedi kendimi anlayabilecek ve anlatabilecek araçlar ile donattı beni. O da yetmedi topluluklara bu araçları sunabilecek güven verdi. Dünyayı değiştiremesem de kendimi değiştirdim Jam ile.

Jam’e katılarak, katılımcılar için burs fonuna maddi katkıda bulunarak, Jam’i duyurarak destek olabilirsiniz.

3-) Ayşe’nin keşifleri

ayse

Bu benim işte! Doğumgünü çocuğu :) Kendi yolumun mimarıyım, 3 de uğurlu rakamlarımdan birisidir, belki de o yüzden bu sıradayım! Etkileşim tasarımı yüksek lisans tezimi sonunda yazıp mezun oldum, EŞK halindeyim, bir yandan yoga, bir yandan çeşitli topluluk kolaylaştırıcılıklarına, hikaye anlatımına, çizime el atmış durumdayım, evliyim, barkımı arıyorum, doğaya, insana, hayvana, gülümsemeye ve aşka pek düşkünüm. Hep de bu kadar optimist değilim ama çatlaklarımı da kabul ediyor ve sevmeye çalışıyorum.

EŞK ile 2015 Global Laurate Fellow seçildim ve bu destek ile Ekim başında 7 günlük bir atölyeye katılmak için Amerika’ya gidiyorum. Öncesinde teyzeciğimi, sonrasında yeni doğacak yeğenimi ziyaret etmek istiyorum. Ekim sonunda ise Anadolu Jam’in büyük kardeşi MiddleEast Jam‘e katılmak için Ürdün’e gitme niyetindeyim ve bunun için 1600$ civarında bir para bulmam gerekiyor. Beni biraz daha tanımak için bu blogu ve websitemi karıştırabilirsiniz.

Para, uçuş mili katkısı, sohbet ve danışmanlık, San Diego’da sörf öğretecek birisi ile tanıştırmak, bu yazı serisini yaymak yolu ile destek olabilirsiniz bana. Bir de iyi ki doğdun diyebilirsiniz :)

4-) Çandır Candır

candir

Begüm, Emre ve Burcu’nun güzeller güzeli yerleşim yeri Çandır köyü. Begüm ile Zumbara, armağan çemberleri; Emre ile EŞK, alternatif ekonomiler ve deneyler; Burcu ile Jam kesiştirdi yollarımızı. (Ve şu anda Zumbara’yı bu listede nasıl atladığımı soruyor zihnim çığlık çığlığa!) Henüz gidememiş olsam da armağan ekonomisi, kırsala dönüş, el emeği keçeler, yazarlık, sakinlik, domatesler ve sosyolojik deneylerin döndüğü bir yer olan Çandır Candır gitmeye niyet koyduğum bir yer.

Çandır hayatına Emre’nin ve Burcu’nun bloglarını takip edip güzel yorumlarınızı esirgemeyerek, Begüm’ün 8-14 yaş cenneti DalyanKIDS‘e uğrayarak, maddi olarak, keçe işi sipariş ederek, kullanmadığınız ama güzel çalışan bir laptopunuz varsa onu Emre’nin yazarlık kariyeri için bağışlayarak destek olabilirsiniz.

5-) Esra ve Elif’in sanat yolu

esraelif

En sevdiğim sözlerdendir “Dünyayı güzellik kurtaracak!” bu nedenledir ki güzelliğin yaratıcılarına hayranlığım büyük olmuştur hep. Esra ve Elif de hayatımdaki güzellik yaratıcılarından ikisi. Kendimi, vücudumu, dansımı ve hareketimi kabul etmemi sağlayarak beni sokaklarda dans eden bir kadına dönüştüren, içimdeki çocuk sanatçıyla barışmam için ellerimden tutan, masallarıyla hayatımın en güzel anlarını ışıl ışıl kılan, yazan, çizen, anlatan güzel kadınlar!  Geçtiğimiz ay Sosyal Değişim için Sanat Jam’i için San Francisco’ya gidip bohçalarını güzelliklerle doldurup döndüler.

Kredi kartlarında bu yol için biriken borçlara maddi katkı, ürettikleri el emeği defterleri, çantaları satın alıp kullanmak, atölyelerine katılmak, bloglarını okumak yoluyla destek olabilirsiniz.

6-) Karadeniz İsyandadır Platformu

kip

2013 Ağustos’ta düzenledikleri Ekoloji Kampı için annemin dürtmesiyle beraberce Artvin’e gittiğimizde tanıştım KİP ve Karadeniz’in mücadelesi ile. Gezi gözümü açtıysa, bu kamp algılarımı değiştirdi, harekete geçmek için bana güç verdi, inancım, sevgim, bilgim gürül gürül akar oldu. Şu anda 4. Karadeniz Yaşam Yolculuğu için yollara düşmüş, doğanın ranta çevirilmesinin karşısında duran, derelere, ağaçlara, kurda kuşa sahip çıkan, elini taşın altına sokan ve bunu kalbi dola taşa yapan bu güzel insanlar iyi ki varlar!

Doğanın sesinin duyulmasına katkıda bulunmak için eylemlerine giderek, yayarak, ses olarak, yanlarında bulunarak, facebook sayfasını takip ederek, gönül vererek, çay/bira/rakı ısmarlayarak destek olabilirsiniz.

7-) Kuzey Ormanları Savunması

kos

KOS ile tanışmam aslında çok daha geç oldu, şu ana kadar listelediğim oluşumlar kadar içerisinde olduğum bir oluşum da değil, ancak yaptıkları işlere saygım büyük. Ödak noktaları olan İstanbul’un kuzeyindeki orman alanlarında bütüncül bir ekolojik alanın varlığının sürdürülmesini savunmak olsa da her türlü ekolojik mücadelede desteğini esirgemiyor.

KOS’a destek de KİP’e benzer. Facebook sayfasını takip ederek, eylemlere katılarak, seslerini duyurarak destek olabilirsiniz.

8-) Filiz Telek Fotoğraf

filiz

Fotoğraf diye yazmışım ama Filiz’in yeri çok daha büyük aslında. Armağan ile beni ilk tanıştıran, bu yaşam tarzındaki yerimi algılamama destek olan, başım sıkıştığında ulaşınca ille ki bir yolunu bulup bana uzanan bir kadın bu. Fotoğraflarının büyüsü de ayrı bir başlık tabi ki. Bir yandan inzivalar düzenleyen, bir yandan armağanı hayatına katan, başka bir tarafta fotoğraflarıyla insanların ışıklarını açığa çıkaran Filiz’e destek olmak için kendinizi, sevdiklerinizi, özel anlarınızı fotoğraflaması için bir gün ayarlayabilir, özellikle Kuzey Ege – Kazdağı olmak uzere Ege kıyılarında bildiğiniz, duydugunuz kiralık bir yer varsa çıtlatabilir, armağanla yaşamına maddi katkıda bulunabilirsiniz.

9-) Tohumdan Sofraya

tohumdan

Ilgın, Serhat ve dünya şekeri köpecikleri Gustav (Filiz’in fotoğrafları) İstanbul’dan yola düşmüşler rüya bahçelerini aramak için. Şimdi ise köylülerin emek emek hazırladıkları, hasat ettikleri ürünlerini sevgiler ve kucaklamalar da katarak içine şehirdeki doğal severlere taşıyorlar. Heybeleri yağlar, zeytinler, poğaçalar, sebzeler, meyveler, mantarlar, reçeller, ballar ile dolup taşıyor. Serhat ile tanışmadım, Ilgın ile tanışıklığım ise facebook sarılmalarından ibaret, yine de kalpler çoktandır el ele gidiyormuş gibi.

Sayfalarını beğenerek, duyurarak, mis gibi ürünlerden sipariş ederek, tanıdığınız köylülerle buluşturarak destek olabilirsiniz bu güzelliklere.

10-) Nesli Çoğalan Peter Panlar

peter

Minik bir dost isminden “H”yi attığından beri Ale Bayrak olarak bilinen, melek mi, peri mi tam emin olamadığım bir şahane varlığın öncülüğünde başlamış Nesli Çoğalan Peter Pan’lar Cemiyeti. Kemoterapi tedavisi gören çocukların dileklerini yerine getirmek için herkesin seferber olması ile işleyen, ışıl ışıl, güzelliklerle dolu bir oluşum. Tüm listenin yeri ayrı ama bunun yeri bir başka bende.

Öncelikle facebook sayfasını takip edip istekler için neler yapabileceğinize bakarak, duyurarak, maddi katkılar sağlayarak, atlayıp çocukların yanına giderek, güzel mesajlar gönderek nesli çoğalan bir Peter Pan olarak destek olabilirsiniz.

11-) Aysu yazıyor

aysu

Aysu’nun adına listenin başında rastlamıştınız zaten, kendisi 3 seneye yakındır beraber iş yaptığım, dönüşümlerimizin heyecanlarını ve hırpalanmalarını birlikte yaşadığım, yol açıcı, oldurucu, ilham verici, çocuk meraklı, bilge bakışlı bir kadın. Enerjisi öyle coşkulu ki, EŞK’lere sığmıyor taşıyor, yeni projeler yapıyor, daha da yenilerini hayal ediyor, GAIA Dergi‘de yazıyor, bir de blog tutuyor.

Gezip, görüp, çizip, yazması için çeşit çeşit yerde kalacak mekan ve öneri, maddi katkı, yazılarını okumak, paylaşmak ve yorum yapmak, yeni projeler için beyin fırtınalarına katılmak, hiç beklemediği bir anda güzel bir şarkı göndermek gibi yollarla Aysu’ya destek olabilirsiniz.

12-) Dünyayı Kurtaran Kadınlar

dkk

İlknur ile bir kompost atölyesi sırasında karşılaşmıştım ilk kez, henüz permakültürü yeni duymuş, kompost ile komposto arasındaki farkı yeni keşfediyordum. Sonrasında çeşit çeşit yerde kesişti yollarımız, blogu rehberlik etti bana, çevirisini yaptığı şahane kitaplar kütüphanemde yerlerini aldılar, adet kaplarını nereden alabileceklerini soran dostları yönlendirdiğim bir kapı oldu ve Sarıbolan’daki evleri hayallerimi süsledi.

Şu anda evinin de bulunduğu Kazdağları’nı tehdit eden baraj ve termik santral ile mücadele eden İlknur’a yasal konular ile ilgili, maddi, manevi katkıda bulunarak, sayfasından sipariş vererek destek olabilirsiniz.

13-) 1 Kupa 1 Umut

1kupa1umut

Sokak hayvanlarının beslenme ve tedavi ihtiyaçlarını karşılamak için başlatmış Cansu 1Kupa1Umut projesini. Kendisinin şekerliği çizimlerine de yansımış olduğu için bu kupalara bayılıyorum! Ancak sanıyorum ki artık pek sesi çıkmıyor. Yine de yazmışken bahsetmek istedim.

14-) SineMASAL

sinemasal

Enes hayalleri kocaman bir insan. Daha da güzeli bu hayalleri göklerden yerlere indirip gerçeklere dönüştürme azmi kocaman olan bir insan olması! SineMASAL, her sene bir bölgede düzenlediği festivaller ile kırsaldaki çocuklara sinema başta olmak üzere sanatın bir çok dalını taşıyor. 2013 Güneydoğu Anadolu ve 2014 Karadeniz etapları ile 17 bin çocuğa ulaştıktan sonra bu seneki hedefleri Doğu Anadolu. Bugün İstanbul’dan yola çıkacak olan festival 5 Ağustos’ta açılışını Şavşat’ta yaptıktan sonra 23 Ağustos Hakkari durağı ile son bulacak.

Sosyal medyadan takip edip paylaşarak, gönüllü olarak, ihtiyaç listesine göz atarak, maddi katkı sağlayarak ya da sponsor olarak SineMASAL’a destek olabilirsiniz.

15-) İstanbul Permakültür Kolektifi

ipk

2013 yılında Seda ve Dilek‘in hayata geçirdiği İstanbul Permakültür Kolektifi, İstanbul’da permakültür ile ilgili eğitimler, etkinlikler, buluşmalar düzenliyor. Yukarıda bahsettiğim Kompost Atölyesi’ni örneğin İPK düzenlemişti. Şehir bahçeleri, çocuklar için bahçecilik, permakültür tasarımı eğitimi ve daha bir çoğu ile ilgili bilgi için facebook sayfalarını takip edebilirsiniz.

İstanbul Permakültür Kolektifi’ne etkinliklerine katılarak, duyurarak, fikirlerinizi paylaşarak, çalıştığınız yerde, çocuğunuzun okulunda ayarlamalar yapıp etkinlik yaratmaları için alan açarak destek olabilirsiniz.


Ta-da! Bu kadar uzun bir yazının sonuna kadar geldiğiniz için tebrikler, teşekkürler!! :)

Beğendiklerinizi seçip nasıl destek olmak istediğinizi (maddiyse miktar, manevi ise yol yordam) belirterek cittavrittiblog@gmail.com’a gönderebilirsiniz. 

Durup durup aklıma “Bunu da ekleseydim, bir de şu da vardı” diye güzel insanlar uçuştukça bu tanıtım halleri kutlu doğum ayım ile sınırlı kalmasın dedim, önümüzdeki zamanlarda sizinle bol bol paylaşmayı umuyorum bana ilham veren onlarcasını! Zumbara, Alakır Nehri Kardeşliği, Ruhu Bohçada Gezen, Ummart, Buğday, Flora Akdeniz Bahçesi ve daha nicesi yakında sizlerle!

Bu listedeki bilgiler kendi derlemem ve yorumlarıma dayalıdır. Sürç-i lisan ettiysem affola. Bana ulaşırsanız (cittavrittiblog@gmail.com) düzeltme, ekleme, çıkarma yapabilirim.

Bir doğumgünü yazısı

Birkaç ay önce İsveç’te tuvalette geldi aklıma bu fikir, tuvaletleri pek severim zaten, fikirleri de en az o kadar! Aklıma düşen her fikir gibi tam da nereden estiğini bilemedim, bir yaprağın ucunda uzunca takılı kalmış bir damla gibi bir anda düşüverdi zihnimin toprağına ve yeşertti gizli tohumları.

Doğumgünümde ne istediğimi sormuştu birisi. Uzun zaman olduydu doğumgünümde ne istediğim sorulmayalı. Seneler geçtikçe doğumgünleri eskisi kadar heyecanlı geçmez olmuş, hele de içimdeki hırçın yan bu sorulara, hediyelere ve çabalara karşı o kadar tıslamıştı ki zamanında, kimse yanaşmaz olmuştu. Gizlilik içerisinde kırık bir umudun sarmaladığı mağrurlukla, klasikleşmiş akşam yemeği kutlamaları kalmıştı kala kala. Doğumgünümde ne isterdim? İşte tuvalette cevabı gelen soru buydu; doğumgünümde birşeyleri değiştirebilmek istedim.

CHNt_HWUUAAiVKj

Bir kitle fonlaması hayal etmiştim, şu anda çevremde hoşuma giden işler yapanları tanıttığım yazılar ile çevremdekilerden kendi hoşlarına giden işlere kendi gönüllerinden geçeni vermeleri ile oluşsun istedim doğumgünü hediyem.

Sonra kendimi de kattım, Middle East Jam‘e gidiş niyetimi yazarım kabul alırsam diye düşündüm. Hatta madem 30 oluyorum bir de parti yapıp minik bir kumbara koyarım diye bile hayallendim. Çok heyecanlandım, çok heyecanlandığım birçok şey gibi üzerinde çok düşündüm, çok düşündükçe heyecanımın yanı sıra korkularım da davetsiz misafirler gibi bir bir gelmeye başladılar henüz sadece zihnimde varolan bu partiye.

Middle East Jam’i koymayı düşünene kadar herşey kolaydı, çünkü vermek halen daha kolaydı almaktan benim için ve oysaki almadıkça vermek de bir o kadar ağırlaşmaya başlamıştı bana. Yine de vermeyi seçecek olan ben değildim zaten, sadece yolu açan ben olacaktım. Ama MEJAM girince işin içine isteyenlerden biri de ben olunca zihnimin tüyleri dikiliverdi. “Dur bakalım” dedi tok sesiyle, “Doğumgününde insanlardan para isteyeceksin demek.. Duygu sömürüsünü katmanın en güzel yolu! İnsanları kendileriyle çelişkiye düşüreceksin ‘az mı verdim, çok mu?’ diyecekler. Sonra içten içe ‘Ben o kadar çalışıyorum, bu kız oraya buraya gitmek için modern dilencilik* yapıyor’ diye diş bileyecekler sana. Hesabına baktığında insanları verdikleri miktarla yargılamamayı başarabilecek misin? Peki vermeyenlere içlenmeyeceğinin garantisi var mı? Ne gerek var dostlukların arasına para sıkıştırmaya?! Hem de kutsal bir iş için bile değil.. Onca arkadaşın varken, onca güzel iş yaparken kuruş hesaplayan insan varken sen neden alasın o parayı?! Hadi ordan!! Git bir işe gir, kazandığının hakkını ver hele!”

Gittim geldim. Pazarlıklar yaptım zihnimle. MEJAM’a gitmekten vaz geçtim. Yeni doğacak yeğenimi ziyaretimden şüpheye düştüm. Gelecek korkuları, kişilik bunalımları, dünyayı dönüştürmek ve kendimi geliştirmek arasındaki savruluşlarım arasında kafası kesik tavuk gibi koşturup durdum.

Sonra durdum. İki gün önce durdum. Adet oldum. Kıvrıldım kaldım. Ağrılarıma kulak vereyim vücudum birşey söylemeye çalışıyordur dedim, ilaç almadım. Yattım, kalktım, kitaplarımı ayıkladım, meditasyon videoları açıp uyumaya çalıştım, uyudum, kabuslarla uyandım, okudum, okudum, okudum. Onca işin arasında bir zaman çaldım kendime. Durdum. İyi geldi durmak.

Ve gecenin bir vakti bir not olarak yazdım bu yazıyı. Çatışmalardan, yargılardan, sevilmemekten korka korka yapmaya niyet ettim bu işi az önce (yine tuvalette :)) ve bunu unutmamak için yazdım. Niyetim odur ki doğumgünümde sevdiğim işlerin, kişilerin, oluşumların bir kısmına kanal olayım. Kendimi de sevdiğim bir kişi, yaptığım işi sevdiğim bir iş olarak görerek katabileyim bu listeye. Sonra da gözlerimi kapatıp kollarımı açıp ne geliyorsa kabul edeyim. İyisiyle kötüsüyle bu deneyimi yaşayıp sahipleneyim. (Oysa şu anda bile “ülke savaşta, sen teeeeey tey!” naraları atmakta zihnim).

Dileğim akşam üzeri listeyi yazmak, sonrasında maddi ya da manevi bu işlerden herhangi birine yardımcı olmak isteyenler için iletişim bilgilerimi bırakmak. Maddi hediyeler için kendi hesabımı kullanıp kime uçmasını dilediyse hediyenin sahibi, onun notu ile birlikte topluca uçurmak ay sonunda ve yine ay sonunda yayınlamak nereye ne gitti toplamda diye. Armağan uçuşturanlar eğer isterlerse isimlerini paylaşmak ki uçuşsun o güzel niyetleri de. Yargı uçuşturanları da dinginlikle dinlemek, kendimi savunmaya geçmeden, armağan uçuşturanlara olduğu gibi teşekkür etmek gölgelerimle yüzleşmemdeki desteklerinden dolayı.

Bugün İlk Hasat Günü – Lammas – Ağustos festivali aynı zamanda. Dün mavi ay sırasında çatıya çıkıp tuğlaların üzerine yatarak izlediğim, yükseklik korkum başta olmak üzere korkularımı kurban ettiğim, Temmuz ayının ikinci dolunayı sonrasında çok güzel bir altın gün :) Kutlu mutlu olsun hepimize!

Unutursam hatırlat

gokkusagı tavanUzakmış, yakınmış, mesafeymiş, paraymış, yolmuş.. Geçtiğimiz 4 senedir bir uzak bir yakın oldum.. 25 kuruş hesabı yaptığım da oldu, 2 günlük etkinliğe kazancımın yarısını verdiğim de.. Yollarda oldum, benim olmayan evlerde kaldım, hem de aslında ne yolcuydum ne göçebe.. Arayıp sormadığım, aranıp sorulmadığım zamanlar oldu, çokluktan da teklikten de bunaldım ara ara..

Bunca zaman içinde artık anladım ki dostluklar, topluluklar, çemberler için bu kavramlar önemsiz! Bana gelen “nasıl yaşarsın, hasta olursan ne yaparsın, şimdi iyi de 60ına gelince ne olacak, çocuğun olunca güvence istersin” yorumlarını izninizle rafa kaldırıyorum. Bugün bugünü kurtarsın, yarını yarın düşünürüm. Nasıl ki bugün hissettiğim güveni 5 sene önce hayal dahi edemezdim, 5 sene sonre ne olacağını öngörmemi beklemeyin benden :)

Unutursam hatırlatın bana e mi dostlar, güveni, sevgiyi, birlikteliği.. Varlığınıza, yokluğunuza, ilhamlarınıza, cesaretlendirmelerinize, yüreklendirmelerinize, şüphelerinize.. AŞK OLSUN <3