Ziftler içinden

Yazasım var, çok yazasım.. Facebook’ta 1-2 satırla, belki 3-5 paragrafla ateşime su damlatıyorum ama içimde yangınlar var. Paylaşılmak için değil, anlaşılmak için bile değil belki de, sadece çıkmaları gerektiği için. Kontrol edilip mükemmelleştirilmeden, kolay okunuyor mu diye düşünmeden içimden çıkmak isteyen yazılarım var.

Özgecan’ın haberini aldım. Yine facebook’tan tabi ki, televizyon izlediğim yok ya hani.. Medyanın bir türünden kaçarken diğerine yakalanıyorum. Doğanların, şahinlerin arasından kaçmışken bir anda elimle seçe seçe eklediğim facebook listemdeki arkadaşlarımın nefret mesajlarını okur buluyorum. Elim ayağım çekiliyor, bu öfkeleri neremize saklıyoruz günlük hayatta diye düşünüyorum. Biliyorum, ben iki gözümün arasına saklıyorum, çünkü her gelen haberde gözlerimin arkası ağrıyor, ağırlaşıyorum.

Bugün kaçmayı düşündüm. Hesabımı kapatmayı. Tam da vejetaryeryen olduğum zamanda yargıladığım etçil arkadaşlarım gibi “olanı kaldıramadığım için olana arkamı dönmeyi”. Halen düşünüyorum. Ya bende bir fonksiyon eksik, ya sabır depomu boşalttım ya da ben hiç mükemmel değilim belki de sıradan biriyim, işin aslı bu ülke bana “fazla iyi”. Kaldıramıyorum..

Bölüklü pörçüklü yazı oldu! Olsun ulan! İçim de bölüklü pörçüklü çünkü. Öfkem hayatımın diğer yerlerinden çıkıyor. Kınadığım şiddeti ben gösterir oldum çevreme. “O orospu çocuklarına hak ettikleri cezayı verelim” yazan sözlük sakinlerine “Ulan gerizekalı, sen orospu çocuğu diyerek aynı şiddeti uyguluyorsun zaten!!”, “Kızlarınızı yetiştirdiniz, sıra oğullarınızda” diyen facebook mesajlarına “Kimsenin özgür iradesi yok çünkü, yine annenin, yine kadının üzerine yıkılsın o adamın öyle çıkmasının suçu di mi?! Toplumsal algıların, reklamların, babaların hiç sorumluluğu yok di mi?” diye çıkışıyorum içimden. Yazmıyorum çünkü öfkeliyim. Yazmıyorum çünkü öfkeyle yüzyüze bile anlaşmak zor gelirken bir de yazılı şekilde karşımdakine kendimi anlatacak, öfkemin perdesi arasından onu görüp anlayacak gücüm yok. Çünkü öfkemden daha çok üzgünlüğüm ele geçiriyor beni. Küçücük hissediyorum. “Eylem” insanı değilim ama olmak zorunda hissediyorum. Doğama karşı gelip eyleme geçtiğimde, sokağa çıktığımda ayrı çürüyor ruhum, evde oturup üzüntümün içinde kıvrıldıkça ayrı. Kısılmış kalmış gibiyim.  Asıl kısılıp kalan kadınları düşündükçe bunları hissettiğim için kendimden nefret ediyorum. Ama ben kimseden nefret etmek istemiyorum!!!

Et yemedim işte senelerce. Kendi pasif alanımda kendi inancımla yaşamımı sürdürdüm iyi kötü. Dönem dönem arkadaşlarıma açıklamak, dönem dönem savunmak durumunda kaldım bu seçimimi. Bazen içimden, bazen dışımdan yargıladım et yiyenleri “mezbahalara arkanı dönüp tabağındaki ete bakmak ne kolay” diye. Yine de kimseye et yeme demedim, et yenilen sofradan kalkıp gitmedim, PETAya üye olmadım. Seçimlerim kendimedir, merak edene anlatırım, niyeti varsa yapar diye düşündüm. Kendimi endüstriyel et üretiminin etikliği ile ilgil sokağa çıkmak zorunda hissetmedim. “Ben çıkmazsam, sen çıkmazsan…” diye düşünmedim. Aktif değil, pasif bir yapım var belki de, kendi eylemimi kendi seçimimde ve hayatımda sürdürdüm.

Oysa bugün her paylaşılan haber ile, her sokak çağrısı ile, gitmediğim her miting ile kendimi daha da suçlu, daha da sorumlu hissediyorum. “Suça ortak oluyorsun bu pasifliğinle” diyor içim sürekli, kendi ruhumu kemiriyorum parça parça. Dünyayı güzelliğin kurtaracağını, sevmek ile başlayacağını bildiğim halde ruhum böyle parçalanmışken ne güzellik yaratabiliyorum ne sevgi. Parçası olmak istemediğim şiddeti kendime gösteriyorum, kendimden nefret ediyor, kendi hayatımı bir dikdörtgenin içine hapsediyorum.

Nasıl biter bu yazı bilemedim. Zaten herşeyin muntazam ve mükemmel olması gerekmesinden de çok sıkıldım. Konuyu da kendime çevirdim, çünkü bir tek kendimi biliyorum. Ben buyum, böyleyim ve bugünlerde zift kuyusundan çıkmış gibiyim.

Varlığının da yokluğunun da anlamları başka yolları aydınlatsın Özgecan. Anneciğine, babacığına, sevdiklerine ve bunları yaşayan, deneyimleyen, hisseden herkese sabır diliyorum. Ruhun şad olsun.

Advertisements

2 thoughts on “Ziftler içinden

  1. Ayşem, anlıyorum seni, paylaşıyorum aynı duyguları.. Hiç istemezdik sevgili evlatlarımızın böyle bir ülkede kahrolmalarını. Suçu kendinde arama, suçlu biziz, size daha güzel bir ülke bırakamadığımız için. Bizler, elimizi taşın altına yeterince sokamadık galiba…Bu ülkenin, sizlere kıyasla çok daha güzel günlerini yaşamış olan bizler, her gün biraz daha kahroluyoruz, sizlere en azından bizlerin yaşadığı güzellikleri yaşatamadığımız için. Cinayetlere kurban giden her gencimiz, yüreğimizin bir parçasını da alıp götürüyor :( Ancak umudumuzu kaybetmemeye çalışıyoruz :) Sizler var ya sizler, belki farkında değilsiniz ama gezegenimizi kurtarmaya çalışıyorsunuz bir kısmınız, diğer arkadaşlarınız, cinayetleri engellemeye çalışıyor, diğerleri hayvan dostlarımıza yardımcı oluyorlar var güçleriyle… Daha yazacak çokk şey var sen ve senin gibi canlar için ama bu yorum olmaktan çıktı, blog yazısına dönüştü :) İyisi mi keseyim ha, ne dersin….

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s