Meşguliyetin dayanılmaz ağırlığı

busy
Bugün yeni tanıştığım birisi ile sohbet ederken “ee sen ne yapıyorsun” sorusuna hayatımda yaptığım herşeyi sayıp dökerek cevap verdim. “Eşya Kütüphanesi ile ilgileniyorum” demek yetmedi, freelance tasarımlar, yoga dersleri, bağlama kursları hepsi sıralandı bir anda. Kişiliğimin ve kimliğimin bu sıralar bana sır olmasının üzerini yaptıklarımla ve meşguliyetimle örtmeye çalıştığımı fark ettim gülümsemeler ve konuşmalar bittikten ve oradan ayrıldıktan sonra.

Akşam eve geldiğimde yine kendimi tanıtmam gereken bir ortam vardı, bu sefer yazılı.. İsim, şehir, yaş, meslek ilk dökülenler oldu parmaklarımdan. Bu sefer yaptığımı erken fark edip bu klasik tanıtımın sonuna kendimi ne olarak gördüğümü de ekleyiverdim. “Tutarsızlıkları, gölgeleri ve ışığına sarılmış, dağınık saçlı küçük bir kız çocuğu. Yoga eğitmeni ve öğrencisi. Aslında hep öğrenci!……”

Bütün bunlar birikmişliklerin altından çıkıyor biliyorum, her bir taşın nerede konulduğunu görebiliyorum baktığımda. Bubble It haftasonunda zihnimdeki kritik “Kendine tasarımcı diyorsun ama bir hikayeyi çizemiyorsun” dediğinde kimlik kargaşama bir taş daha koydu ve kalıplarımı cilalayıp parlattı. “Yoga eğitmeniyim diyorsun ama kendi pratiğine daha zaman ayırmıyorsun”u duydum içimde derslerime başlamadan önce. İç kriiğimizle çalışma yaparken ben kendimi “yaratıcı değilsin”lere hazırlamışken bana “sadece yaptıklarınla BİRİSİ olma izni veriyorsun kendine, sadece VAR olmak yetmiyor sana” diye haykırdı içimden bir ses.

Çemberlerim kapanıyor. Bitirme tezimi yaparken kocaman harflerle beynime kazıdığım “Stop the glorification of busy” (Meşguliyeti yüceltmeyi durdurun) cümlesinden geriye kalan kırıntıları topladım ıslattığım parmaklarımla bugün. Mükemmel blog adına karar verene kadar burdayım, yani bir yere gittiğim yok… Tüm günümü işlerle doldurduğumda birşey olduğum yanılgısını kaybetmeye, yani hiçbirşey yapmama özgürlüğümü almaya niyet ediyorum.. Sadece ben olarak yerçekimi ve gökçekimi altında, tutarsızlıklarımla VAR olmayı kabul edene kadar.. Buralardayım :) Karmaşık blogumun karmaşık yazılarının ilk Türkçe haline hoşgeldik..

Advertisements

One thought on “Meşguliyetin dayanılmaz ağırlığı

  1. Gözüm dolarak ben’i okudum sende yine. Aklıma Kundera’da şu bölüm geldi:

    “Hayatlarımızın her saniyesi sonsuz kere yineleniyorsa, İsa’nın çarmıha çivili olduğu gibi biz de sonsuzluğa çivilenmişiz demektir. Bu, insanı dehşete düşürecek bir olasılık. Sonsuza Kadar Yinelenme dünyasında her attığımız adıma dayanılmaz bir sorumluluğun ağırlığı gelir çöker. İşte Nietzsche, Sonsuza Kadar Yinelenme düşüncesine bunun için yüklerin en ağırı demiştir (das schwerste Gewicht).

    Sonsuza Kadar Yinelenme yüklerin en ağırıysa, bizim hayatlarımız bu ağırlığın karşısında göz kamaştırıcı bir hafiflik içinde belirmektedir.

    Peki, ağırlık gerçekten nefret edilesi, hafiflik de göz kamaştırıcı mıdır?

    Yüklerin en ağırı ezer bizi, onun altında çökeriz, bizi yere yapıştırır bu ağırlık. Öte yandan her çağda yazılmış aşk şiirlerinde, kadın erkeğin bedeninin ağırlığı altında ezilmeyi özler. O halde yüklerin en ağırı aynı zamanda hayatın sağladığı en şiddetli doyumun da imgesidir. Yük ne kadar ağır olursa, hayatlarımız o denli yaklaşır yeryüzüne, daha gerçek, daha içten olur.

    İşi tersten ele alırsak, bir yükten mutlak biçimde yoksun olmak insanoğlunu havadan daha hafif kılar; göklere doğru kanat açar insan, bu dünyadan ve dünyasal varlığından ayrılır, yalnızca yarı yarıya gerçek olur, devinimleri önemsizleştiği ölçüde özgürleşir.

    Hangisini seçmeli o halde? Ağırlığı mı, hafifliği mi?

    Parmenides aynı soruyu İsa’dan önce altıncı yüzyılda atmıştı ortaya. Dünyayı çifter çifter karşıtlıklara bölünmüş görüyordu: Aydınlık/karanlık, incelik/kabalık, sıcak/soğuk, varlık/yokluk. Karşıtlıklardan her birinin bir yarısını olumlu (aydınlık, incelik, sıcak, varlık) öteki yarısını da olumsuz olarak nitelendiriyordu. Bu olumlu ve olumsuz kutuplaştırmasını çocukça denecek kadar basit bulabiliriz. Yalnız bir sorun var: Hangisi olumlu, ağırlık mı, hafiflik mi?

    Parmenides şu karşılığı veriyordu: Hafiflik olumludur, ağırlık olumsuz.

    Doğru bilmiş miydi, bilememiş miydi? İş burada. Bir tek şundan emin olabiliriz; hafiflik/ağırlık karşıtlığı bütün karşıtlıkların en gizemlisi, en çift anlamlısıdır.”

    Çiçek saçan kalbine sarıldım. Kocaman. Sımsıkı.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s